Ana Sayfa
Hayatı
Eserleri
Makalelerinden Bir Kaçı...
=> Ramazan
Hakkında Yazılan Makaleler
Makalelerinden Bir Kaçı...

DERLEYEN: ÖMER CULFA



YENİ NESİL

VE

İÇTİMAİ YARALARIMIZ

            

Beş dakikalığına sizde benim gibi öğretmen olunuz, benimle beraber buyurun sınıflara girelim; ön sıralarda oturan öğrencilerin ikisi geçenlerde, biri anadan doğma kör, üçü sakat olduğu gibi, sınıfta sağlam olarak, ancak yüzde beş ve yüzde altı öğrenci bulursunuz.

Sözlerinizi dinlemek için yüzümüze dikilen gözlere dikkat ediniz. Hiç birinde ne doğru bakış , ne de saf bir derinlik görmeniz mümkün değildir. Ayakta iken durdukları ne ise, oturduklarında da halleri değişmiyordu. Yaralı, solgun yanaklara dayanan zayıf eller, kısır boyunlara sarılan kirli boyun bağları, yaralı dudaklar arasında görünen seyrek, kara dişler; bütün bunlar, seni öyle bir cehenneme sürüklüyor ki, oranın azap melekleri olsa olsa bu çocuklar kadar olabilirdi.

            Onlara soru sorduğunuzda size verdikleri cevaplarda kullandıkları kelimeler kırık-dökük, bölük-parça edilmiş heceler, o kadar murdarlık veriyor ki, mümkün değil sözünü bitirmeden oturtamazsınız. Nefeslerin fena kokusundan burnunuzu tutup sıraların arasında biraz yürüseniz, korkularından, sararmış korkak yüzlerini o tirek elleriyle sardıklarını görünce, kendinizi birden canavar zannedeceksiniz.

İşte bu ortamda, elli dakikalık ders sizin için sanki elli yıllık bir hapis hayatı gibi geçecektir.   Ağalar, hanımnlar! İnsaf ediniz, burası sınıflardan daha ziyade bir hastahanenin nöbet odasına benzemiyor mu?. Böyle bir mühitte pedagojinin ve metotolojinin bildiğiniz bütün prensiplerine müracat etseniz.! Alacağınız netice! Hiç, hiç yine hiçtir.

Sağlam bir vücuda, keskin bir bakışa malik olmayan çocuklar için düzenlenen eğitim usülünü bilen varsa, gösterin. Ben yıl başında gördüğüm noksanların mesuliyetini öğretmenlere mi, yoksa analarına mı yükleyeyim?  Burasını biraz daha açıklığa kavuşturmamız lazımdır.

Neslimiz neden boğuldu, ne oldu bize, biz neden bu hale geldik?

Bu sorunun cevabı çok zor olsa da, bugüne kadar buna hiç bir ehemmiyet veren olmadı. Olmuşsa da ben görmedim.

     

İşte sebepler:

1. Bir hanımla evlilik hayatına kani olmayan insanlarımız.

2. Sarılık hastalığına tutulmuşken, tam manasıyla iyileşmeden evlilik hayatı kuran gençlerimiz.

3. Gençliğini suistimal edip, gayrı meşru hayata tenezzül eden gençlerimiz.

4. Genç yaşlarda evlenenler....

Of, of bunlar var ya..! Bütün bu sebepler sağlam vücudumuzu, doğru düşüncemizi elimizden alıp, yerine bugünkü sağlıksız nesli bize bırakan unsurlardır.

Zihinlerinizde, ne kadar yanlış  bilgiler, nefretler, beddualar varsa, bunları murdar yüzlerine vursanız yeridir.

            Bugünkü güçlü milletlerin karşısına çıkmak, varlığımızı isbat etmek, içtimai kuvvetimize boyun eğdirmek için bir millet olarak, bu hastalıklardan öncelikle kurtulmamız lazımdır. Bunlar olmasaydı eski  temiz kanımız yine kendi saflığında kalarak, dünyada birinci sırada olmasa bile, katiyyen ikinci sırayı alan bir millet olurduk. Ne yazık ki, olan olmuş, öksürüklü göğsümüzden çıkan kısık sesimizi, kendi kulağımıza bile dinlettiremiyoruz.

            Ey  gücüne ve kuvvetine hayranlık duyulan koca milletim, sana edilen hiyanet çok büyük olmuştur. Neyse, bir kaç tane kadınla evlenmek, ( bugünün şartlarına göre) örfen ve şerren caiz olmadığı anlaşildığı gibi, bunu savunanlar da oldu. Bunu şer-i tarafını namuslu alimlerimize bırakarak, içtimai zararlarından az da olsa bahsetmeye çalışalım.         Yüce Allah, bazıları istisna olmakla insanın tabiatına ancak bir kadına bakabilecek güç ve kuvvet koymuş.  Bundan müstesna olanlar varsa da, o kadar az ki, bunu vurgulamaya bile gerek yoktur. İkinci, üçüncü vs. evlenen  bir kişi, huzurlu bir aile hayatını yerine getiremediği gibi, neslimizin yetişmesi uğrunda milletimize büyük bir darbe vurmuş  oluryor.  Zevce çoğaldıkça kuvvet azalır, az kuvvetten de katiyyyen sağlam bir vücud meydana gelemez. 

            Bundan büyük bir tehlike olabilir mi ki, artması gerekli olan Türk milletimize kuyu kazan yine bizim kendi ellerimizdir. Gençlerimizin daha çocuk yaşlarda evlenmesi, daha ailenin ne olduğunu bilmeden, kendini idare tmekten aciz iken omuzlarına bir aile yükünü yüklemek, diğer taraftan gecnçliklerini gayrı meşru yollarda suistimal edenler ve günümüzün belası sarı hastalığı, sosyal yaralarımızın başında gelenlerdendi.

Zaten belimize baltanın büyüğünüde vuran da bunlardır.  İyi terbiye almamış, anası veya babasının vefatıyla ipini koparmış olan gençlerimiz, aile baba şevkati görmediği için, gece gündüz hayatını çirkefler içinde, kötü duygu ve düşüncelerin kollarında  geçirmeye mahkum olmuşlardır. Bu şekilde terbiyesini ihmal ettiğimiz her Türk gencini, umumhanelerde veya her hangi bir meyhane köşesinde bir hayat kadınıyla sarmaş-dolaş olarak, çirkefin tozuna toprağına bulaşmış olarak göreceksiniz.  Siflis (1) nerede ise, gençlerimiz de orada olacaktır. Yaşamak zannederek yerlerlerde süründüğünün farkına bile varamayan, sefillerin zehirli gülüşlerinde  incelik arayan

genclerimizin bulaştıkları hastalıklardan millet olarak bedenimizin her yanı yara, kan, irin haline gelmiştir. Ailenin ve vatanın şeffaf havasına hasret kalan  kızlarımızı bezeyip böyle hastalıklı gençlerle evlendirmek, Türk milleti adına ne kadar büyük bir cinayettir. Bir hastadan başka birine, ondan aileye, nesle, nesillerden ise bütün insanlığa zararı dokunan bu hastalıkların mesuliyeti neden bizim boynumuza yüklensin ki...            Mikrobun ne olduğunu tanımayan kanımız,  yüz defa tahlil olunsun içinde ne kadar hastalığın yaşadığını göreceksiniz. Biz bu durumlara nasıl düştük, asla böyle şeylere biz layık değildik. Fakat elden ne gelir ki... Kanımızın bir damlasına gıpta ile bakan, bizlerden çok küçük olan milletler, böyle şeylerle bizim yolumuzu kesip, kendileri  nüfüs sayısı olarak bizi çoktan geçtiler. Bununlada kalmayan bu milletler, bizi yok etmek için kökümüze musallat oldular. Bu günlerde ise, günlük gazetelerle, manşetlerle, köşe yazılarıyla, çeşitli şiirlerele, nesir yazıları vs Şairana tasvirlerle  bizleri oyalıyorlar. Bu tür insanların ne mefkure, ne  sanat ve ne de millet sevgisinden asla hiçbir nasipleri yoktur.

            Ey Türk milleti ve ey kardeşler! Kuru ses ve gürültüden hiç bir şey elde edilemez. Göklere çıkarmak istediğiniz bu öksüz milleti, yerde ıslah ediniz. Saflaştırıp, ilim ve irfanla  kalatlandırınız. Eğer bütün bunlar olursa merak etmeyin O, siz olmadan da sessizce  uçacaktır. Yoksa  hiç bir gayesi olmayan satırlar dolusu şiirler yazmaktan ne çıkar.?  Neslimizi bu karanlık uçurumdan çıkarmak için el ele verip çalışmalıyız. Fakat, adam gibi!. Geceleri uykusuz kaldığınız zamanınızın beşte birini güzel ameller dairesinde değerlendirseniz, az zamanda  çok büyük neticeler alacaksınız.    Yazdığınız şeylerde sıhhati, kuvveti, aile hayatının sağlamlığını yazınız. Böylelikle siz size düşen borcunuzu yerine getirmiş olacaksınız..[1]

                                                                              

  30 Nisan 1914 “ İkbal Gazetesi”

1: Hayat kadınlarından bulaşan bir çeşit hastalık



[1] Salettin Ali, Ahmet Cevat ve Seçilmiş Eserleri –1, s.34-36.


Bugün 22 ziyaretçi (49 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol