Ana Sayfa
Hayatı
Eserleri
=> Ahmet C. & Azerbaycan İstiklal Marşı
Makalelerinden Bir Kaçı...
Hakkında Yazılan Makaleler
Eserleri

 

Ahmet Cevat’ın  günümüze kadar gelmiş fazla bir eseri yoktur. Onun elyazmalarıdan günümüze kadar gelenlerin sayısı tahminen 1130 sayfadır. Bunlardan, bazıları basılmış, bazıları ise hala basılmayı beklemektedir. Şairin eserleri Azerbaycan İlimler Akademisinin Elyazmaları İnstutusunda saklanmaktadır. Zaten Bakü’de kurşuna dizilerek, kendi vücüduyla beraber eserleri de ortadan kaldıralarak imha edilmişti. Onun edebi kişiliği 1918 yılında başlamış, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetinin yıkılmasıyla da sona ermiştir. İlk bilinen şiiri, 1913 yılında “Şelale” jurnalında yayınlanan “ Müthiş Düşüncelerim” adlı şiiridir. I. Dünya savaşı yıllarında o müthiş zülümleri görünce, hemen yardım cemiyetleri kurmaya başlayarak insanlara yardıma koşar. O yıllarda “İmdat” şirini kaleme alır. Bundan başka şairin “Şehit Esir”, “Mayıs”, “Uyan”. “Of Bu Yol” vb. şiirleri kaleme alır. 

               Ahmet ’ın 1916 yılında ilk kitabı olan “Koşma”  İstanbul’da yayınlanmıştır. 1919 yılında ise “ Dalga” ,1928 yılında ise, “İstiklal Uğrunda”  adlı eseri yayınlanır. Onun ilk hikayesi  Osmanlı askeriyle bir Rus askeri arasında geçen dostluğu konu alan “İki Düşman” adlı hikayesidir. Ahmet  eserlerinde temel dayanak olarak Kur’an-ı Kerimi ve halk edebiyatını esas almıştır. Onun yayınlanan ikinci kitabı “Dalga” dır. Azerbaycan’ın Milli marşı da bu kitapta yer alır.

               Ahmet , Manzum hikayelerde de başarılı olur. Özellikle “Pamuk Destanı”, “Kür”  gibi hikaye ve destanları meşhurdur.  Bunlar arasında  istiklaliyet uğrunda verilen mücadeleyi konu alan “ Sesli Kız” destanı en meşhurlarındandır.

               Onun vücuduyla beraber eserlerinin ortadan kaldırılmasıyla da iş bitmemişti. Gözü dönmüş, insanlıktan nasibini alamayanlar, ailesini de ortadan kaldırmaya and içmişlerdi. Onun vefadından hemen sonra, ailenin direği olan hayat arkadaşı Şükriye hanım’a sıra gelmişti. Evinde ne kadar elyazmaları, resimleri ve değişik eserleri varsa, hepsi toplanarak götürülmüştü. Zaten onun sadece eserleri değil, o günlerde aile fertlerinin bile yok edilme kararı çoktan verilmişti.  Cavad ailesi hayatlarının sonuna kadar  bu zülümleri iliklerine kadar yaşayacaklardı.

               Onu beğenmeyen, yazdığı şiirlerinden dolayı eleştirmek için fırsat bekleyenlerin yanında, Azerbaycan’ın büyük şairi Hüseyin Cavit yazılarında onu çok beğendiğini ifade ediyordu. “ Umumiyetle şairler hakkında yazılar yazmayan Hüseyin Cavit gibi bir sanatkar, Ahmet ’ın büyük bir şair olduğunu herkesten önce yazılarıyla gazetelerde yazmıştır.[1]” Eserlerinin çoğu günümüze kadar gelememiş ve değişik entrikalarla ortadan kaldırılmıştır. Eserlerini ortadan kaldırılması planlı yapılmış bir senaryo idi. Tek amaç, onun eserlerinin insanların eline geçmesini engellemekti. “ Ahmet Cevat’ın evi 1937 yılında talan edilmişti. Kitapları, el yazmaları, bir çok kıymetli eserleri kendisi ile beraber götrüldü. Ama daha sonraları evine defalarca yetkili insanlar gönderilerek arkada bırakılan elyazma ları da bir bir toplatılmıştı.” [2]      Zaten o günlerde evinde bir aile ferdi bile kalmamıştı. Bütün aile fertleri çoluk çocuk demeden dağıtılmıştı. Başta hanımı olmak şartıyla Kazakistan’a sürgüne, çocukları değişik bakım evlerine gönderilmişti. Evine sahip çıkacak bir ferd bile yoktu. Daha sonraları da kapılarına mühür vurularak, tüten en son ocakları da söndürülmüştü. “ kapısına mühür vuruluşundan istifade eden komşuları, evine pencerelerden girerek yerlere savrulan elyazma eserlerini toplayarak, imha etmişlerdi.. Bunlardan başka kendisine ait fotoğraflar ve ne kadar kıymeti biçilemeyen eserleri varsa, kimselere ulaştırılmadan ortalıktan kaldırılmıştı..”  [3]

               Ahmet Cevat çok güzel bir karaktere ve müthiş bir basirete sahipti. Bazı eserlerinin günümüze kadar gelip ulaşmasında onun basiretinin çok büyük rolü vardı. Bu eserler akraba ve komşulara saklamak için verilen eserleridi. Daha önceden olayları sezmiş olacak ki, bazı eserlerini ve şahsi eşyalarını yakın olduğu insanlara ulaştırmayı başarmıştı. “ .. kendine mahsuz bir hassaslıkla yazdığı eserlerden bazılarını komşularına, dostlarına, hemşehrilerine ulaştırmayı başarmıştır. Matbu eserleri yanında bizlere ulaşan bu eserlerin numuneleri, onun istidatları, hüneri, karakteri hakkında tek bilgi kaynağıdır.” [4] Onun bazı eserleri  bugün Azerbaycan İlimler Akademisinin elyazmaları instutusunun Nizamı adına Azerbaycan Edebiyat Müzesinde korunmaktadır.

             Ahmet Cevat’ın eserlerinin yok edilmesi hakkında değişik riyavetler vardır. Onun hakkında Azerbaycan’da ilk ve tek geniş çaplı araştırmalarıyla tanınan Ali Saleddin şu meseleyi neklediyor. “ Ben Ahmet Cevat hakkındaki araştırmama devam ederken.  KGB’nin yüksek rütbeli görevlilerinden  olan GUOZDYEV ve yardımcısı GUSAROV’un imzaları olan bir tutanak elime geçti. Bu tutanaktaki ifadeleri görünce adeta tüylerim diken diken olmuştu.   GUOZDYEV ve GUSAROV’un ifadelerine göre: Ahmet  hakkında mahkeme soruşturması  esnasında  topladığımız ne kadar kitap, dergi, el yazmalar, gazetelerde çıkmış yazı  ve resimler varsa hepsini 4 Temmuz 1937 tarihinde idamından hemen sonra yakarak imha ettik” deniliyordu.[5]

              

               Günümüze kadar ulaşan bazı eserleri:          

 1.     Koşma ( şiir kitabı)

2.      Dalga  ( şiir kitabı)

3.      Medrese Şiirleri

4.     Şükriyename (şiir kitabı)

5.      İstikla Uğrunda

6.      İki Düşman ( Osmanlı-Rus askerleri arasında geçen dostluğu anlatan)

7.      Kuk-kulu-gu ( Çocuk şiirleri ve ninnileri)

                         8.    Kür Destanı Poeması: Kür çayının başladığı yerden başlayarak döküldüğü hazar denizine kadar geçtiği yol hikaye ediliyor. Hatta şair Kür çayına dönerek, onun halk idaresine teslim olmasını ister.

                         9.  Sesli Kız Poeması : Mevzusunu tarihten almıştır. Asıl işlenen konu azadlık uğrunda savaşmaktır.

                          10.  Pamuk Destanı Poeması : Bu destanda şair, pamuğun ilk vatanından, onun yayılmasından ve Azerbaycan’a getirilmesinden genişçe bahseder.

        Tercüme Eserleri:

1.   Otello ( Şeksbir)

2.   Romeo ve Julyet ( Seksbir)

3.   Kaplan Derisi Giymiş Pehlivan ( Ş.Rustavel)

4.   Babalar ve Oğulları ( Turkenev)

5.   Padişahın ölmüş kızı ve yeni Pehlivan masalı (Puşkin)

6.   Kırmızı Horoz Masalı ( Puşkin)

7.   Tunç Atlı ( Puşkin)

8.   Saray Ayanına ( Permantov)

9.   Dvoryan Ziyalılığına (Permantov)

10. Ancak 18 yaşında ( Georg Veyert)

11. Sıçanların Müşaveresi ( Jan Lafonten)

12. Dişi Arslanın Defni ( Jan Lafonten)

 

* Poema: Menzum  veya adeten lirik şeklinde yazılan ve müzik eşliğinde sahnelenen eserlerdir.

        

Makalelerinden bazıları:

1.   Yeni Nesil ve İçtimai Yaralarımız

2.   Ramazan

3.   Kars Heyetinin Yaptığı İşler.

4.   Batum Müslüman Birlik Cemiyeti

 

               3.1 Edebi Şahsiyeti

 

               1918 yılları Ahmet Cavat’ın edebiyat sahnesine çıktığı ve meşhurlaştığı yıllarıdır. 70 yıl Azerbaycan topraklarında hüküm süren sosyalizmin kurduğu sistem içerisinde yaşayan bir şairin,  kendi duygu ve düşüncelerini rahat bir şekilde ifade etmesi mümkün değildi. Eğer rahat bir şekilde ifade edebilecek biri çıksa da, can-mal, evlad-u iyal, kısacası her şeyi göze alması gerekiyordu. Ya da, bazı şairlerin yaptığı gibi, kendi duygu ve düşüncelerini değil de,  sosyalizmin güzelliğini, mükemmelliğini anlatmak şartıyla ses çıkarılmıyordu. “ Ahmet  sovyet devrinde yazdığı bütün yazılarına göre tazyiklere, mezelletlere, takiplere ve dayanılmaz  işkencelere maruz bırakılmıştı. Her şiiri  yayınlandığında  en az on-onbeş defa değişik yerler ve şahsiyetler tarafından acımasızca tenkite tabi tutulurdu. Bundan dolayı kendisi birkaç defa da  hapsolunmuştu[6].

               O, ancak vicdanının ve milletinin sesine kulak veriyor, şiirlerinde de sadece bu konuları işliyordu.  Başkaları gibi dikte ile, sürgün korkusu ile, zindan korkusuyla kabuk değiştiren dalgavuklarla hiçmi hiç arası yoktu. Bunu da kendine ve şairliğine bir zül saydığı için, resmi gayrı resmi bütün toplantı ve konferanslarda sürekli eleştirliyordu. Hatta onun aleyhinde en güzel şiir yazan ve en kötü ve acımasız makaleler yazıp dökenler  adeta mükafatlandırılıyordu.  Onun yazdığı yazıların başkalarının eline geçmemesi için, eserleri toplatılmış ve onunlada kalmayıp,  Gazeteciler Cemiyetinden  bir halk düşmanı olarak ihraç ediliyordu.

               Ahmet Cevat, bedii  eser vermeye 20. asır  önceleri başlamıştı. İlk şiir kitabı 1916 yılında yayınlanan “koşma” dır. Daha sonra 1919 yılında “ Dalga” kitabı yayınlanmıştır. Bu eserler dünya’nın en karışık olduğu 1916 yılında neşr edilmişti.  O, gönlünden geçenleri  çekinmeden dünyaya haykırmaya devam ederken, Rus işgalıyle ayrı bir devrin başlayacağından belki de hiç haberi olmamıştı.

               Sovyet hakimiyeti devrinde de çizgisinden hiç taviz vermedi. Bir çok önemli eseri Azerbaycan diline tercüme etti.  Bunlardan bazıları; “ Şekspir’in Otello, Romeo ve Julyet, Ş.Rustavellinin Kaplan derisi giymiş Pehlivan, Türkenev’in Babalar ve Oğulları vs.”  tercüme ederek Azerbaycan edebiyatına kazandırmıştı.  Lakin Ahmet  Cevat, kudretli bir lirik ustası olarak en parlak devrini Bağımsız Azerbaycan Devletinin kurulmasıyla yaşamıştır. 0 asrın ilk 10 yılında Azerbaycan medeniyetinin en zengin sayfalarından birini yaşanıyordu. Bu devirde çok kuvvetli edebiyatçılar olmasına rağmen Ahmet Cevat haklı olarak, Azerbaycan tarihinde ilk istiklal şairi olarak milletinin sinesinde kendine has bir yere oturmuştu.” [7]

               Evet, O, yaptığı işlerden hiç bir zaman mükafat beklemeyecek kadar kadirşinas bir şahsiyetti.  Ahmet ’ın bir muhakemesinde ona düşman olan ve ondan hoşlanmayanlar her türlü yola başvuruyorlardı.  “... yine bu Cevat meselesi gündeme geliyor...... O dur ki aziz arkadaşlar, ben Cevat meselesine son noktayı koyuyorum. O her zaman bizi aldattığına ve bu zamana kadar kendini bize ıspatlayamadığına  göre  Gazeteciler Birliğinden atılsın”[8]

               Evet,  Ahmet Cavad bu zamana kadar onlar gibi başkalarına yaslanmamış ve onlara dalkavukluk yapmamış, kalbinin ve milletinin dili olmuş haykırmıştı. O bu yolun sonunda ölüm bile olsa dönmeyi asla düşünmüyordu. Öyle bir zihniyet ki, bir zamanlar kendisini altın kalem ödülüne layık görmüş, daha sonra onu yazdıklarına göre vatan haini ilan etmişti.  Bundan dolayıdır ki,  Ahmet Cevat’ın muhakimelerinde mevzu edebiyatın, sanatın ve medeniyetin inkişafı değildi. Asıl mesele komünist partisinden, ideolojiden, Rus siyasetintendi.

               Bu devirlerde edebiyat alanında büyük bir Rus hakimiyetinin ağırlığı her yönüyle kendini belli ediyordu. Yazılan şiirler, makaleler, tiyatrolar vb. Her şeyden üfül üfül sosyalizm esintileri geliyordu. Hele milli ve manevi duyguların ifade edilmesi asla mümkün değildi. Eserlerinde bu mevzuları işleyen Azerbaycan sanatkarları  halk düşmanı, milliyetçi, panturkist panislamizim  diye damgalanıyor ve sonunda kurşuna dizilişe kadar  uzanan bir koridora girmeye gitmeye mecbur bırakılıyordu.

               Bunlar içerisinde sürgüne gönderilen ve oralarda hayatını kaybeden, Hüseyin Cavid ve Ahmet Cavad’ın ayrı yeri vardır. Ahmetd Cavad, Rusların bütün bu baskılarına rağmen, milli ruh ve milli düşünceyi başka  sembollerle ifade ederek adeta ölüme meydan okuyordu.

               Ahmet Cevat, hayatının sonuna kadar  ömrünün büyük bir bölümünü geçireceği  hapishane hayatıyla ilk defa 1923 yılında tanışmıştı. O, Ruslar tarafından bir Türkiye hayranı olduğu ta baştan biliniyordu.  Mirza Bala Memmedzade’nin Sahte pasaport düzenleyip, Türkiye’ye  kaçmasıyla alakalı o sorumlu tutuluyordu. Zaten böyle şeylere ancak o cesaret edebilirdi bu herkes tarafından da biliniyordu. Ama gerçektende  bu olayla onun hiçbir alakası olmamıştı. Bu ilk olaydan yakın arkadaşları sayesinde kurtulan Cevat, gerçek manada ilk hapıshane hayatıyla “ Göy Göl ” şiiri sayesinde tanışmış oldu.

                   1920-1925 yılları arasında dör-beş şiiri ancak yayınlanabilmişti. 1925 yılında ölmez eser olarak nitelendirilen    Göy Göl ” şiiri yayınlanmıştı. Yıllardır onu birşeylerle itham etmeye çalışanlara gün doğmuştu. Bu fırsat çok iyi değerlendirilmeliydi. Çünkü bu şiirde Türkçülük şimgesi olan ay ve yıldızdan bahsediliyordu. Gence medresesine girdiği gün, nasıl hayatının dönüm tarihi olarak nitelendiriliyorsa, ilk defa kurşuna dizilecekler listesine adının yazılmasına sebep yıldız  ve ay  ilk defa bu şiirde yer alıyordu. 

 

                         Senin güzelliğin gelmez ki, saya

      Koynunda yer vardır yıldıza aya,

          

Aslında  bu şiiri, elden gitmek üzere olan Azerbaycan’a yakılmış bir ağıt olarak ele alır.  Dost bivefa, düşman kuvvetli olunca elden de başka birşey gelmiyordu. Onların en büyük silahi gönüllerindeki ızdırap kıvılcımlarının kan yerine mürekeple yazıldığı kalemleriydi.“ ..... yürekten gelen bir şiir için hadsız işkencelere dayanmayı göze alan şair, Göy Göl’e hasrettiği bağımsız Azerbaycan’ın devrilmesine bir ağıt olarak yazmıştı. Aynı zamanda bu şiir Azerbaycan için yas tutma manasına da geliyordu...”[9]

             Evet, Ahmet Cevat bütün ailesini, varını yoğunu hatta canını bile kaybettiyse de, Azerbaycan Devletinin ileride istiklaliyetine kavuşacağı ümidini hiç kaybetmemişti. 

          1918 yıları Ahmet  için tanınma dönemi sayılır. O yeni bir ses, yeni bir soluk getirmişti edebiyata ve şiire. O devirde her şeyi ile kendini unutan, milli ve manevi duygulardan uzaklaşan insanları, bu derin gaflet uykusundan uyandırmak, onlara dost ve düşmanın kim olduğunu, vatan ve millet üzerine ne oyunlar planlandığını anlatmak gerekiyordu. Sağına soluna bakmadan, kimse yok mu demeden bu yola baş koymak gerekiyordu.

               Bu uğurda sadece şair olmak, kalemi kuvvetli olmak yetmiyordu. 1920 yıllardan Azerbaycan edebiyatında başlayan dikdatörlük devri gemi azıya almış, kimselere göz açtırmıyordu. Her şeyden önce bu işe girecek bir şair, canını, malını ve hatta hayatını ortaya koyması gerekiyordu. Ahmet Cevat’da zaten bunu yapmıştı.

 

                Bir gül ektim açılmamiş derdiler,

               ZAhmetimden bana bir diken kaldı.

               Emek çektim, gün geçirdim, gül ektim,

               Emeğimden solgun bir fidan kaldı..[10]

 

Sovyet devrinde milli azadlık mevzularını eserlerinde işlemek  kesinlikle yasaklanmıştı. Buna rağmen Ahmet Cavat, bir an olsun eserlerinde bu mevzuları işlemekten geri durmadı. O eserlerinde milli istiklal, azadlık ve vatan kelimelerinin yerine başka semboller kullanmıştır. Mesela: Milli azadlık ve vatan kelimelerinin  yerini  sevgili ve kadın sembolleriyle ifade etmiştir.”

                   Hani senin her aşığa her gence,

                   Aşk okuyan kalbin sönmüştür bence,

                   Bulmuyorsa kalbin artık eğlence,

                   Sen ağlama ben ağlayım, güzelim...[11]

 

               Evet, Ahmet Cavad bütün evlatlarının hasreti yanında bağrını yakan başka bir ateş daha vardı. Bu ateş esarete boyun eğdirilmiş, asıl sevdası olan Azerbaycan sevdasının  gönüllerden silinmesi ve unutturulmasıydı.  Bütün fikrini meşgul eden, geceleri uygusunu kaçıran, evlatlarının hasret acısını bastıran bu sevgiyi “Unutulmuş Sevda” diye dile getirmişti.

                    Beni çok genç iken ağlattı zaman,

                   Çekerek perde o hoş manzaraya.

                  

                    Benim ilk aşkımı ilk elde hemen,

                   Gömdüler bilmedim, ama nereye?  [12]   

 

               Şiirlerinde değişik semboller kullanmasına rağmen,  Sovyet hükümetinin bu sembolleri çözmesi çok uzun sürmemişti.  Artık bu sevdayı  tamamen unutturmak ve ortadan kaldırmak için, sadece şairi değil, onun kılcal damarlar gibi bağlı olduğu bütün ailesini ortadan kaldırmak gerekiyordu. Buna Sovyet hükümeti adeta and içmişti. Evet bu sevda bir kadına ilanı aşk değildi, bu sevda bir güzele aşık olmak değildi, bu aşk dünyalıklar içerisinde zevku sefa sürmek değildi, bu aşk hayatını hayat etmek, saraylarda yaşamak değildi,  Bu aşk Azerbaycan, bu aşk vatan-millet aşkıydı.

                     Dargınım ben böyle bahta,

Yüreğim kan lahta lahta.

Bak ki, kimler çıktı tahta,

Küstü kimin bahtı, bağlar?[13]

 

               “Göygöl” şiiri onun hayatında çile ve ızdırabın başlangıcı olmuştu. Şiirinde milliyetçilik yapıyor diye ikinci defa hapishaneler yolu kendisine açılmış oldu. Zaten bu koridordan kurşuna dizileceği güne kadar çıkamamıştı. Bu koridorun sonu yeni bir hayatın başlangıcıydı. Bu koridorun sonu, doğduğunda isminin koyulduğu dedesi Cevat Han’ın yoluna çıkıyordu.

                  Kurtulmak istedi bu güzel yurdun,

    Çardan ayrılarak bir devlet kurdun.

    Yeni kızıl  Çar’a  sen karşı durdun,

    Kuvvetin yetmedi savaşa, göygöl.

 

               Evet, gerçekten de Ahmet Cavatların, Hüseyin Cavid’lerin, Mikail Müşfiklerin ve daha nice nice adsız kahraman kadın ve erkeklerin  gücü Kızıl Çar’a yetmemişti. Ama bu insanlar hep ümitle yaşadı ve gelecek yeni nesillere de hep ümit ve vatan aşkı aşılayıp gittiler. 1920 yıllarda  edebiyatın dikdaturluk etkisi altına girmesine rağmen  Ahmet Cavad, her yönüyle çembere alınmış adeta ağız açamaz hale gelmişti. Çünkü o, bir milliyetçi ve vatanperverdi. Zaten şairin  şiirleriyle başının derde girmesi de bu devre rastlar. Bunu şu mısralarıyla ifade eder:

                  

                           Yaralıdır, gönül kuşum yaralı,

                             Yaralandı yazık şair olalı”



[1] Saleddin Ali-I,  s.21

[2] Saleddin Ali, Ahmet Cevat,  s.5.

[3] a.g.e.

[4] Saleddin Ali, Ahmet Cevat,  s.5

[5] Saleddin Ali-I,  s.30

[6] Saleddin Ali-1,  s. 22.

[7] Aliyeva Aybeniz,   s.5 .

[8] Saleddin Ali-I, s. 28.

[9] Aliyeva Aybeniz   s.7.

[10] Mahmut Tofik ve Hasanov Rahman,   s.90.

[11] Aliyeva Aybeniz,   s.6.

[12] Mahmut Tofik ve Hasanov Rahman,  s.58.

[13] Aliyeva Aybeniz, s.29.


Bugün 23 ziyaretçi (53 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol